“Bireylerin değil fikir ve yetilerin bir araya gelmesinden oluşan bir dışavurumdur!”
İşte KÜF Project onların tanımıyla tam olarak böyle. İçinizde Küf’ü ve yaptığı sıra dışı işleri duymayan kalmamıştır diye tahmin etsem de biraz bahsetmekte fayda var. Ankara’nın renksiz sokaklarına renk katan bir grup gencin sokağı araç olarak kullanarak ve biraz da mizahi bakış açılarını kattıkları sosyal eylem hareketi denilebilir. Pac-Man, Tosun Paşa, Büyükşehir Küçük 1 TL gibi medyada da yer bulan çalışmalarının yanı sıra şimdilerde İstanbul ve Konya gibi farklı şehirlere gidip, sinsice eserlerini bırakıyorlar. Evet, kalan hikayeyi onlardan dinleyelim…
Öncelikle sokak sanatçılarının genel tavrı olarak sizler de kimliklerinizi deşifre etmiyorsunuz. Sizi çok merak edenler, ekibe dahil olmak isteyenler var. İlk çalışmanızı yaparken bu işin bu kadar büyük bir harekete dönüşeceğini tahmin ediyor muydunuz?
Bi’gün, KÜF daha fikir aşamasındayken internet üzerinden İspanyol sokak sanatçısı SpY’ın işlerine bakıyorduk. Ve yaptığı bir işin televizyonda haber olduğunu görüp birbirimize “Abi, işte Avrupa kafası. Sokak sanatçısı bir iş yapıyor, televizyon da bunu haber yapıyor. Medeniyet bu! Zaten oralarda kızlar teklif ediyormuş…” diye gevrek gevrek geyik çeviriyorduk. Bu muhabbetten kısa bir süre sonra Tosun Paşa projesi için kolları sıvadık. Açıkçası yola çıkarken ki birincil amacımız projenin büyümesi veya kitleler tarafından bilinmesinden ziyade kafamızda dönen fikirlerin hayata geçmesi, söylemlerimizin eyleme dönüşmesiydi. Amacımıza ikinci denememizde ulaştık. Biz proje bir iki saat sokakta kalsın, en azından sabah işe, okula gidenler görsün diye düşünürken kameralar olay mahaline teşrif etti. Ve proje bizim de beklemediğimiz bir boyut aldı. Ama şunu da belirtmek isteriz ki, birincil amacımız hala aynı.
Küf Project’in protest yanını duyuran ilk çalışmanızı nasıl hazırladınız? İnternette videolarınız da var ama asıl sormak istediğim Türkiye’de mizah ve gerilla sanatı yan yana pek gelemezken buna nasıl cesaret ettiniz?
Öncelikle şimdiye kadar ortaya koyduğumuz bütün projelerde protest bir tavır mevcut. Zira dışarıdan en şirin gözüken Pac-Man işi dahi, içerisinde monotonluğa ve tek düzeliğe karşı bir duruş barındıyor en temeline indiğimizde. Mizah ve gerillayı iç içe sokmak ise cesaretten ziyade bir üslup meselesi.
Gaziosmanpaşa tabelasını Tosun Paşa olarak değiştirdiniz ardından her gün yürüdüğümüz renksiz yolları Pac Man ile donattınız. Ve öldürücü darbe olan, eleştiri yuvası Kuğulu alt geçidindeki Büyükşehir Belediyesi logosunun üstüne pisuvar maketi yerleştirerek “Küçük 1 Lira” yazısını yerleştirdiniz. Üstü kapalı siyasi gönderme, mizah ve sanatı sokağa taşımanın bedeli de var tabi…Tepkiler nasıl oluyor? İlginç bir mail aldınız mı hiç?
Bu sorudaki kilit kelime ”bedel”. Nedir bu bedel? Biz düşüncelerimizi kırmadan, dökmeden sokakta sanat biçiminde dışavurmak derdindeyiz sadece. Düşüncelerimizden, eylemlerimizden rahatsız olanlar varsa hoşgörüyle karşılar, o kişilerin de dertlerini algımız yettiğince anlamaya çalışırız. Mesele sadece KÜF değil. Genel manada karşılıklı anlayışın en fazla ihtiyacımız olan erdem olduğuna inanıyoruz.

Ankaralı olduğunuz için şehrin ince detaylarını işliyorsunuz. Ben de bir Ankaralı olarak buranın ilginç bir şekilde yaratıcılığı geliştirdiğine inanıyorum. Sizi tetikleyen şey Ankara’nın renksizliği ama bir o kadar da eleştirel malzemesi olması mıydı? Mesela, Sivas’ta yaşıyor olsanız yine bu kadar cesur ve yaratıcı olur muydunuz?
Bahsettiğiniz yaratıcılığı geliştirme muhabbeti yıllardır, özellikle rock grupları üzerinden yapılır. Aslında bu durum çok da ilginç değil. Zira diğer metropollere kıyasla yapacak aktivite sayısı daha kısıtlı olan bu şehirde arayış içerisinde olan sabit bir genç kitle her daim mevcuttur. Bu parametrelerden ötürü yetenekli insanların yaptıkları işe kanalize olması ve de bahsettiğimiz arayış içerisinde olan kitlenin şehrin kolektif ruhundan beslenerek kendine göre bir hedef seçmesi kıyasla daha kolaydır.
Ankara hakkında birçok olumsuz madde sıralayabilir, ha keza romantik betimlerde de bulunabiliriz. Ama çok uzatmaya gerek yok, herhangi bir şehirde yaşamadan o şehrin ruhunu kavramak zordur. Özetlemek gerekirse Ankara candır!

Son dönemlerde sinsice Ankara dışına çıkıp muhteşem işler yapmaya başladınız. İstanbul’a resmettiğiniz, Bizimkiler dizisinin ekolü Cemil’i “Ben sosyal alkoliğim Sevim!” olarak ansızın karşımıza çıkardınız. Birkaç gün önce de “I ♥ KONYA” ile aklımızı aldınız. Ankara, İstanbul ve ardından Konya. Küf Project çalışmalarını, şehirleri, olayları neye göre sıralıyor?
Öncellikle eyvallah. KÜF Project çalışmalarını kafasına göre, içinden nasıl geliyorsa öyle sıralıyor.
Bir işinizin videosunu Twitter üzerinden Ankara Belediye Başkan @06melihgokcek’e mention ettiğinizi biliyorum. Ben bunun altında da bir mizah yattığını düşünüyorum. Bu da bir duruş gibi…Sizin amacınız neydi?

O dönemde İ.Melih Gökçek Twitter’a yeni teşrif etmişti ve bu platformda yoğun bir mesai harcıyordu. İnsanlar beğenilerini de, eleştirilerini de kendisine bu platform vasıtasıyla iletiyorlardı. Biz de, kendisinin bulunduğu faaliyetler hakkındaki görüşlerimizi kendisiyle paylaşmak istedik.
Sokak sanatı diye tabir edilen mevzu çok geniş kollu bir durum aslında. Graffiti, tag, stencil gibi görsel sanatların yanında sokak müzisyenleri, pandomim sanatçıları, ufak çaplı tiyatro gösterileri düzenleyen, sokağa inanan sanatçılar var. KÜF bünyesinde her türlü sokak sanatçısı yer alıyor mu?
Şimdiye değin yer almadı. Ama özellikle belirtmek isteriz ki KÜF olarak bizim görüşümüzle, zevkimizle uyuşsun ya da uyuşmasın bağımsız sokak sanatı yapan herkesin bir şekilde destekçisiyiz.

Ekibinize katılmak isteyen, sizinle kanka olmak isteyen, sosyal şakacı olayım ben de diyen çok… Başka birileri ile bir proje de yer aldınız mı? “Süper bir fikrim var.“ diye gelene tavrınız nedir?
Yine, yeniden açıklayalım. KÜF şimdiye değin birebir tanımadığı, karşılıklı oturup bir çay içmediği kimseyle beraber iş yapmadı, bundan sonrası için de yapmayı düşünmüyor. Baştan beri dediğimiz gibi insanlar gözlerinde bizi çok da abartmasınlar. Konya’ya gidip stencil yapmak için süper kahraman olmaya gerek yok harbiden. Biz en yalın haliyle bi’şeyler yapmaya çabalayan adamlarız (ortamımız kaynaktır o ayrı). Ve bi’şeyler yapan, emek sarfeden insanlarla yolumuz illa ki kesişir bi noktada. Rahat olsunlar, olalım.
Sokak sanatlarının birçoğu ülkemizde hala illegal. Sokak müzisyenlerini dilenci, grafiti sanatçılarını kamu malına zarar veren serseri diye damgalıyoruz. Dünya’da gerilla sanatını legalleştiren birçok sanatçı var. Ekip olarak Türkiye için bir şans yaratacağınızı düşünüyor musunuz?
Aslına bakarsanız Dünya genelinde de bizimle aynı sıkıntıları çeken sokak sanatçıları mevcut. Farz-ı misal Almanya’da, Amerika’da misyonu sadece graffiti temizlemek olan şirketler var. Ama belirttiğiniz gibi ülkemizi, batı medeniyetleriyle kıyaslarsak gerilla sanatını bilen, gerilla sanatına saygı duyan, değer veren popülasyon yüzdesi oldukça azdır tahminizce. Ekip olarak koyduğumuz amaçlardan biri de bu durumu değiştirmek. Zira gerilla sanatının ülkemizde yaygınlaşması halinde toplumun sanata olan bakış açısının bir nebze optimale kayacağını, sanatın belirli elit tabakalara değil toplumun her tabakasına ait olduğu algısının yayılacağını düşünüyoruz. Ama bunu bizim tek başımıza gerçekleştiremeyeceğimiz de bir gerçek.
Banksy hayranı olduğunuzu duydum. “Exit through the gift shop” adlı belgeseli ile en iyi uzun metraj belgesel dalında Oscar’a aday oldu kendisi ve bunu bile sanatı ile eleştirerek cevap verdi. Mesela; Melih Gökçek size “Ankara’da yılın sokak sanatçısı” ödülünü vermek istese nasıl cevap verirdiniz? Gerçi Oscar Töreni ile Melih Gökçek’i karşıya karşıya getirmek çok talihsiz bir soru ortaya çıkardı
Verdiği sertifikayı stencil kalıbı yaparız!
Basında yer alan röportajlarınızın çoğunda yaptığınız işler tartışılıyor. Ama ben biraz bu ekip içindeki kahramanları da merak ediyorum. Nelerden besleniyor bu ekip? Etkilendiği, dinlediği, okuduğu veya felsefe edindiği tavırlar nedir? KÜF nasıl bireylerden oluşuyor? “İyi çocuklar ama çevreleri kötü” mü acaba?
Yola çıkarken yazdığımız manifestoda KÜF’ü bireylerin değil fikir ve yetilerin bir araya gelmesinden oluşan bir dışavurum olarak tanımladık. Dolayısıyla bu ve bu tip röportajlarda bireysel özelliklerimizden ziyade bir ekip olarak ortaya koyduklarımız üzerinden konuşmayı tercih ediyoruz. Ekip olarak ortak besin kaynağımız ise sokaklardır.
Teşekkür ederim sorularımı cevaplandırdığınız için. Yeni işlerinizi merakla bekliyoruz. Gerilla Art’ın suç sayıldığı bu ortamda sanırım suçların en güzelini yapıyorsunuz.( ! )
Eyvallah!
Küf Project’i takip etmek için;
http://www.behance.net/kufproject
http://www.vimeo.com/user3586515
http://twitter.com/kufproject
https://www.facebook.com/pages/K%C3%9CF/107865082590432





